
Sadakatin Gölgesi - Kapıdan İçeri
On beş yaşında bir çocuk, bir askeri okulun nizamiye kapısına doğru yürüyor. Babası terzi. Annesi, dünyası birkaç sokak ve üç nesneden ibaret bir kadın: hamurla sevgisini, mendille endişesini, tespihle umudunu anlatır. Ankara'nın Altındağ ilçesinden, ezan sesiyle uyanan dar sokaklardan gelen bu aile, çocuklarını devletin en görkemli kapılarından birinin önüne getirmiştir. Ama o kapıdan geçmenin ağır bir bedeli vardır ve o bedel, bu ailenin sahip olduğu en değerli şeydir: kimliği.
"Kapıdan İçeri", işte bu kapının önünde başlıyor. Bir çocuk mülakatta doğruyu söylediği için geri çevrilir; yıllar sonra aynı kapıya döndüğünde, bu kez yalan söyleyerek geçer. Ama geçtiği anda kaybettiği şeyin ağırlığını henüz bilmemektedir. O kapının ardında yepyeni bir kamuflaj hayatı beklemektedir: namazını gözleriyle kılmak, duasını sessizleştirmek, inancını üniformanın altına gömmek. "Kamuflaj" burada askeri bir terim değil, bir varoluş biçimidir - kendini saklayarak yaşamak zorunda kalan bir insanın, zamanla "gerçek ben" ile "gizli ben" arasındaki sınırı yitirmesinin hikâyesi.
Mustafa Yılmaz, Türkiye'nin 1990'lardan 2016'ya uzanan en sancılı çeyrek yüzyılını büyük tarihsel analizlerle değil, bir mutfak masasının yakınlığıyla anlatıyor. Kütüphanede kelimesiz kurulan bir aşk var bu romanda: iki insan arasında parmakların bir kitap sayfasında birbirine yaklaşmasıyla başlayan, "çay" kelimesinin "seni düşünüyorum" anlamına geldiği özel bir dil. Rafında Darwin'le Gazali'yi yan yana koyan bir hocanın cesareti var; "düşünmeyi öğret, ezberi değil" diyen, kapıları kilitlemeyi reddeden bir eğitimcinin portresi.
Romanın kadın karakteri Zühre, aynı kamuflajı farklı bir cephede yaşayan, ne kurban ne kahraman sadece kendisi olmaya çalışan bir kadın olarak esere ayrı bir derinlik katıyor. Anlatı yapısı da dikkat çekici: iki zaman dilimi iç içe ilerliyor; şimdiki zamanda kapalı perdelerin ardında saklanan bir çiftin gergin bekleyişi, geçmişte ise onları o karanlığa taşıyan yolculuk.
Praise
